Profesyonel Güreş - Türkiye'nin En Kaliteli Güreş Platformu

Forumumuza ücretsiz bir şekilde kayıt olarak güreş gündeminden anında haberdar olabilir, sadece üyelere özel olan forumları ve son konular/mesajlar sistemini görebilir, duvar mesaj sisteminden diğer güreş severler ile sohbet edebilir, grafik, video ve benzeri medya içeriklerini görebilir, şovlar hakkında internette hiçbir yerde olmayan bilgilere erken erişim şansı yakalayabilir, RPG'e katılabilir ve en önemlisi ödüllü çekilişlerimizden güreşçi t-shirtleri, bilgisayar oyunları, VIP üyelikler ve daha fazlasını kazanabilirsin.


En Son İzlediğiniz Film?

The Disturbed One

Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
20 Aralık 2020
Konu
0
Mesaj
43
Toplam Beğeni
8
Dün 2008 yapımı olarak The Red Baron'u izledim. Film bir numaralı dünya harbi sırasında yaşamış efsane bir alman ace pilotu Manfred von Richthofen ( Red Baron) hayatını konu alıyor. Film Büyük savaşın insanın içine soktuğu psikolojiyi çok iyi yansıtıyor. Ama benim en çok dikkatimi çeken Müttefik ve mihver pilotlarının çok çentilmen davranmaları oldu. Filmi izlerken bu detayı tekrar tekrar gözümüze sokma çabaları sonucunda merak edip araştırdım. Okuduklarım sonucu hayrette düştüm. Yan yana çakılmış iki düşman uçağının sağ kurtulmuş iki pilotun birbirine sigara ikram etmesi, Düşürdükleri adamların cenazelerine canlarına tehlikeye atarak gitmeleri ve çelenk gibi bir şey bırakmamaları ''havadan'' cidden hayrette düşürdü beni..

Kızıl Baron'un hikayesi bilerek izledim filmi kendileri 80 uçarak düşürerek dünya tarihinin en fazla uçak düşüren ama buna rağmen kendi ülkesinde olduğu kadar düşmanları tarafından da saygı duyulan bir karakter. Tekrar filme geri dönersek: Film kesilmiş gibi sanki yapımcı bir süre limiti koymuş o limiti geçmemek için bazı yerlerden filmi kırpmışlar. Bunu göze alarak filme ben 6-7 arası puan veririm.
 

Twelve

poor boy
Premium Üye
Katılım
3 Nisan 2020
Konu
225
Mesaj
1,629
Toplam Beğeni
370
Favori Güreşçisi
Joey Janela
Kredi
525
War of The Worlds. Sarmadı ya hiç.
 

worldclass

,,,,,
Premium++
Katılım
2 Nisan 2020
Konu
101
Mesaj
1,715
Toplam Beğeni
828
Favori Güreşçisi
Mick Foley
Kredi
350
Sürekli ertelediğim Parasite'ı izledim tek bir solukta. İnsanları fazla ikiye ayırdığını görüyorum. Kimisi başyapıt güzellemeleriyle, kimisi "ancak amatör eğlendirir" narsistliğiyle yorumlamış fakat ben iki tarafta da olamadım. Bu filmden yana en çok mutlu olduğum şey, vermek istediği mesajı dolambaçlı yollara sokmadan, belki basit diyebileceğimiz fakat başarılı göndermeleriyle izleyiciyi yormadan vermiş olması. Film kültürüm geniş olmadığından örneklendirme yapamıyorum burada fakat başyapıt güzellemeleri alan çoğu filmin mesaj verme kaygısıyla izleyiciyi yorduğunu, bazen sadece imaj vermek için basit anlatımdan kaçtığını düşünürüm. Parasite'a da yoğun bir film olur düşüncesiyle oturdum ama herhangi bir şekilde filmi durdurmadan, olayları veya vermek istediği mesajı kaçırmadan izledim. Filmin detaylı yorumunu yapmayacağım, ödülü hak edip hak etmediğini değerlendirmek de yarıştığı filmleri izlemediğim için benim takdirime düşmüyor, fakat Kore sinemasına olmasa da yönetmenin diğer işlerine göz atma iştahı kattı bana. Günümüz Türkiye'sinde orta sınıfın tamamen yok olduğu, zenginin daha zengin, fakirin daha da fakirleştiği bir düzende yorumlamak gerekirse Türk izleyicilerinin de çıkarması gereken mesajlar var.

Belli başlı eleştirileri okudum. "Mantık hatası" görülen çoğu sahnenin aslında filmin işleyişine çok güzel yedirildiğini ve gerçeklikten kopmadığını düşünüyorum. Mesela aile babasının filmin başında evinin önüne işeyen adama tepki koyacak gücü bulamamasının nedeni toplum tarafından dışlanışı ve baskılanışı, fakat filmin sonunda yaptığı şey güç bulduğu için içine attığı tepkilerin bir dışa vurumu. En çok buna takılmış insanlar, halbuki en çok övülmesi gereken kısım baba figürünün geçirdiği evrim kanımca.

Çocuğun babası için yazdığı mektupta "plan yaptım, çok para kazanıp o evi alacağım" dediği bir an var. Filmde bunun sonu gösterilmese de aslında baba bunun mesajını filmin ortasında vermişti. "en iyi plan plansızlıktır, çünkü hayat planını daima bozar." Filmin verdiği mesajlar bu kadar açık ve netken eleştiri olarak "mantık hatası çok, amatör eğlendirir" gibi yorumlar alaycılıktan öteye geçemiyor. Daha da komiği filmin kara mizahtan ibaret olduğunu düşünen kesim ama oraya da girersem konu filmden çıkar. Filmin dolambaçlı yollardan gitmek yerine basit bir anlatımı tercih etmesi bir eleştiri sebebi değildir. Gerçi bu arkadaşlar teori üretmeye bayıldığından filmin vermek istediği mesajdan bağımsız eleştiriler yapıyorlar o da ayrı bir konu.

Filmde karakterler bazında geriye gidenler fakir ailenin kadın karakterleri. Filmin başındaki ağırlıkları filmin sonunda kesinlikle yok, erkekler ne kadar iyiye gidiyorsa kadınlar o kadar kötüye gidiyor. Fakat bunun da film içerisinde mantıklı bir açıklaması var. Nasıl erkek karakterler güce sahip olunca tepkilerini dışa vuruyorlarsa, kadın karakterler de güç sahibi olunca içlerine atmaya başlıyorlar. İnsan doğasında da böyle değil midir zaten?

Benim filmde korktuğum en büyük kısım, filmi izlerken sürekli bir şeylerden empati yapıyor oluşum oldu. Evet zemin katlarda oturmuyoruz, evet evimizi su basmıyor, evet iyi kötü işimiz var ama bunlar dışında bizim filmdeki fakir Koreli aileden ne farkımız var? Yurtdışında alt kesim üzerinden film yapılışı belli ki daha çok etki bırakıyor. Biz Türkiye'de zaten bu standartlara yakın bir yaşam sürdüğümüz için belki de o kadar vurucu olmamıştır. Hiçkimsenin bunu sorgulamıyor oluşu daha da korkunç.

Başyapıtı şu yüzden diyemiyorum, bu film aslında her şeyi çok doğru yapıyor. Fakat bunları belli standartlar üzerinden yapıyor. Yani demek istediğim, başyapıt diyebilmem için bence bir filmin kendi standartlarını kendisinin belirlemesi gerekir. Fakat Parasite ortalama bir filmin yaptığı şeylerden farklısını yapmıyor aslında. Ama tüm standartları kusursuza yakın yapıyor. Ödül altında ezilme sebebi de standartın altına veya üstüne çıkmaması olarak yorumluyorum. Bu film 4 saat olsa 4 saat de izlenir, izletir. Sadece bu yüzden bile başarılı diyebilirim. Çünkü genelin aksine filmlerden kare kare söz bulup filmi durdurup onun üzerine 2 saat düşünmek yerine, vermek istediği mesajdan kopmayarak ve standartların altına düşmeyen filmleri izlemeyi tercih ediyorum ve Parasite'da bundan yana herhangi bir sorun yok.
 
Son düzenleme:

Stargazer

Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Kasım 2020
Konu
3
Mesaj
229
Toplam Beğeni
103
Konum
Antalya
Favori Güreşçisi
Fandango
Kredi
300
The Others. Çok sarmıştı başlarda ama finali ve twisti rezaletti. Nicole Çocukadam'ı da hiç sevmem zaten. 5/10.
 

Danke

'
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
2 Nisan 2020
Konu
113
Mesaj
2,594
Toplam Beğeni
1,096
Kredi
250
El Camino'ya gerçekten gerek var mıydı ya... Para harcamaya gerek var mıydı gerçekten. Söyle bir röportajında işte Jesse şunları bunları yaptı şuraya gitti diye. Birkaç kişiyi mutlu edeceğiz diye 2 saatlik koca bir boşluk çekmişler.
 

Ganbarimasu

Kayıtsız Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Nisan 2020
Konu
806
Mesaj
10,807
Toplam Beğeni
2,326
Kredi
1850
Sürekli ertelediğim Parasite'ı izledim tek bir solukta. İnsanları fazla ikiye ayırdığını görüyorum. Kimisi başyapıt güzellemeleriyle, kimisi "ancak amatör eğlendirir" narsistliğiyle yorumlamış fakat ben iki tarafta da olamadım. Bu filmden yana en çok mutlu olduğum şey, vermek istediği mesajı dolambaçlı yollara sokmadan, belki basit diyebileceğimiz fakat başarılı göndermeleriyle izleyiciyi yormadan vermiş olması. Film kültürüm geniş olmadığından örneklendirme yapamıyorum burada fakat başyapıt güzellemeleri alan çoğu filmin mesaj verme kaygısıyla izleyiciyi yorduğunu, bazen sadece imaj vermek için basit anlatımdan kaçtığını düşünürüm. Parasite'a da yoğun bir film olur düşüncesiyle oturdum ama herhangi bir şekilde filmi durdurmadan, olayları veya vermek istediği mesajı kaçırmadan izledim. Filmin detaylı yorumunu yapmayacağım, ödülü hak edip hak etmediğini değerlendirmek de yarıştığı filmleri izlemediğim için benim takdirime düşmüyor, fakat Kore sinemasına olmasa da yönetmenin diğer işlerine göz atma iştahı kattı bana. Günümüz Türkiye'sinde orta sınıfın tamamen yok olduğu, zenginin daha zengin, fakirin daha da fakirleştiği bir düzende yorumlamak gerekirse Türk izleyicilerinin de çıkarması gereken mesajlar var.

Belli başlı eleştirileri okudum. "Mantık hatası" görülen çoğu sahnenin aslında filmin işleyişine çok güzel yedirildiğini ve gerçeklikten kopmadığını düşünüyorum. Mesela aile babasının filmin başında evinin önüne işeyen adama tepki koyacak gücü bulamamasının nedeni toplum tarafından dışlanışı ve baskılanışı, fakat filmin sonunda yaptığı şey güç bulduğu için içine attığı tepkilerin bir dışa vurumu. En çok buna takılmış insanlar, halbuki en çok övülmesi gereken kısım baba figürünün geçirdiği evrim kanımca.

Çocuğun babası için yazdığı mektupta "plan yaptım, çok para kazanıp o evi alacağım" dediği bir an var. Filmde bunun sonu gösterilmese de aslında baba bunun mesajını filmin ortasında vermişti. "en iyi plan plansızlıktır, çünkü hayat planını daima bozar." Filmin verdiği mesajlar bu kadar açık ve netken eleştiri olarak "mantık hatası çok, amatör eğlendirir" gibi yorumlar alaycılıktan öteye geçemiyor. Daha da komiği filmin kara mizahtan ibaret olduğunu düşünen kesim ama oraya da girersem konu filmden çıkar. Filmin dolambaçlı yollardan gitmek yerine basit bir anlatımı tercih etmesi bir eleştiri sebebi değildir. Gerçi bu arkadaşlar teori üretmeye bayıldığından filmin vermek istediği mesajdan bağımsız eleştiriler yapıyorlar o da ayrı bir konu.

Filmde karakterler bazında geriye gidenler fakir ailenin kadın karakterleri. Filmin başındaki ağırlıkları filmin sonunda kesinlikle yok, erkekler ne kadar iyiye gidiyorsa kadınlar o kadar kötüye gidiyor. Fakat bunun da film içerisinde mantıklı bir açıklaması var. Nasıl erkek karakterler güce sahip olunca tepkilerini dışa vuruyorlarsa, kadın karakterler de güç sahibi olunca içlerine atmaya başlıyorlar. İnsan doğasında da böyle değil midir zaten?

Benim filmde korktuğum en büyük kısım, filmi izlerken sürekli bir şeylerden empati yapıyor oluşum oldu. Evet zemin katlarda oturmuyoruz, evet evimizi su basmıyor, evet iyi kötü işimiz var ama bunlar dışında bizim filmdeki fakir Koreli aileden ne farkımız var? Yurtdışında alt kesim üzerinden film yapılışı belli ki daha çok etki bırakıyor. Biz Türkiye'de zaten bu standartlara yakın bir yaşam sürdüğümüz için belki de o kadar vurucu olmamıştır. Hiçkimsenin bunu sorgulamıyor oluşu daha da korkunç.

Başyapıtı şu yüzden diyemiyorum, bu film aslında her şeyi çok doğru yapıyor. Fakat bunları belli standartlar üzerinden yapıyor. Yani demek istediğim, başyapıt diyebilmem için bence bir filmin kendi standartlarını kendisinin belirlemesi gerekir. Fakat Parasite ortalama bir filmin yaptığı şeylerden farklısını yapmıyor aslında. Ama tüm standartları kusursuza yakın yapıyor. Ödül altında ezilme sebebi de standartın altına veya üstüne çıkmaması olarak yorumluyorum. Bu film 4 saat olsa 4 saat de izlenir, izletir. Sadece bu yüzden bile başarılı diyebilirim. Çünkü genelin aksine filmlerden kare kare söz bulup filmi durdurup onun üzerine 2 saat düşünmek yerine, vermek istediği mesajdan kopmayarak ve standartların altına düşmeyen filmleri izlemeyi tercih ediyorum ve Parasite'da bundan yana herhangi bir sorun yok.

Bu filmde bu kadar mesaj bilmemne falan mı varmış ya ben tamamen vay anasını olaya bak diyerek izlemiştim.

Aynı yönetmenin Memories of Murder filmini de öneririm. Bence Parasite'tan bile daha güzel.
 

Stargazer

Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Kasım 2020
Konu
3
Mesaj
229
Toplam Beğeni
103
Konum
Antalya
Favori Güreşçisi
Fandango
Kredi
300
Casablanca. Ingrid Bergman siyah beyaz filmde parıl parıl parlayan bir güneş gibiydi...
 

Twelve

poor boy
Premium Üye
Katılım
3 Nisan 2020
Konu
225
Mesaj
1,629
Toplam Beğeni
370
Favori Güreşçisi
Joey Janela
Kredi
525

Üst